Diyanet Melle Uygulamasına Biran Önce geçmelidir...


Açıklama: "Melle"lerle ilgili uygulama üzerine sesli düşünceler...
Kategori: İslam ve Bilim
Eklenme Tarihi: 19 Nisan 2012
Geçerli Tarih: 24 Kasım 2017, 03:27
Site: Araştırmacı Yazar Hakan Yılmaz Çebi Web Sitesi
URL: http://www.hakanyilmazcebi.com/detay.asp?haberID=282


Diyanet’in uygulamaya koyduğu proje, farklı açılardan bakıldığında “Melle”ler (konu bu kelimeyle gündeme geldiği için kullanıyorum; o değerli insanlar hakkında “Seyda” tabirinin kullanılması daha doğru olur) ve temsil ettikleri dünya için hem bir “imkân” hem de “sakınca” oluşturuyor.

Bir açıdan Diyanet (Hükümet) son derece cesur bir karar alarak uzun yıllar boyunca ihmale maruz bırakılmış hatta ademe mahkûm edilmiş bir kesime “iade-i itibar” anlamına gelecek bir girişimi başlattı.

Böyle bakıldığında girişimin çok yönlü bir “kazanım”a dönüşmesi işten değil. Her şeyden önce Mellelerin uzun yıllar boyunca her türlü olumsuzluğa rağmen büyük bir sabır, fedakârlık ve dirençle nesilden nesile bir emanet gibi devralarak yürüttüğü eğitim (İslamî ilimler eğitimi) işi bundan böyle daha iyi şartlarda devam edebilecek. Bu hem Mellelerin birçok açıdan daha iyi şart ve imkânlara kavuşturulması, hem de yürüttükleri eğitimin kalite ve seviyesinin daha yukarılara çekilmesi anlamına gelecektir.

İkincisi bilhassa Doğu ve Güneydoğu’nun içinden geçmekte olduğu kritik ve hassas süreçte Melleler üzerinden onlarla tabii bir sevgi-saygı ilişkisi içinde bulunan mütedeyyin halkın gönlünün alınması, yanlış adreslere yönelişlerin bu suretle engellenmesi olarak ifade edilebilir.

Bunlar, dediğim gibi meseleye “bir açıdan” bakıldığında söylenebilecekler. Ama açıyı biraz değiştirip baktığımızda görüntünün mahiyet değiştireceği aşikâr.

Melleler, o bölgelerde uzun yıllar içinde hoca talebe ilişkisi içinde deruhte ettikleri eğitim faaliyetini, bir anlamda devletin benimsediği ya da önünü açtığı farklı İslam anlayışlarıyla örtüştürülmesi mümkün olmayan bir çizgide yürüttüler/yürütüyorlar. Modernist söylemin “geleneksel” olarak ifade ettiği bu yapı, bütün yetersizliklerine ve imkânsızlıklarına rağmen, tevarüs yoluyla sürdürdüğü ve biraz mecburiyetlerden, biraz da işin tabiatı gereği modern dünyaya kapalı/ilgisiz karakteri sayesinde belli bir damarı diri tutuyor. Bu damarın “resmî İslam” algısıyla taban tabana zıtlık arz ettiği, ayrıca belirtmeye gerek duymayacak kadar açık bir mesele.

Bu durumda Mellelerin Diyanet vasıtasıyla sisteme entegre edilmesi, onlar sayesinde ayakta duran ve sürekliliğini koruyan damarın işlevsiz hale getirilmesi anlamına gelecektir. Bu ise hem Mellelerin temsil ettiği ve yaşattığı çizginin “resmî İslam” tarafından vakumlanması, hem de “resmî İslam” anlayışının postmodern bir metotla geniş halk kitlelerine zerk edilmesi demektir.

Diyanet’in uygulamaya koyduğu söz konusu proje bu açılardan hangisine oturuyor; bunu zaman ve uygulama gösterecek…

Mellelerin sürdürdüğü faaliyetin, bir yönüyle İlahiyat fakültelerinde verilen eğitimle kesişen noktalarda en azından “alt yapı” itibariyle son derece sağlam olduğu, konuyla ilgilenenlerin malumudur. Yeni anayasa hazırlıklarının sürdüğü bu süreçte, onların sürdürdüğü faaliyetin yasal bir zemine oturtulması elzemdir. Sivil bir anlayış içinde o faaliyetlerin desteklenmesi, iyileştirilmesi, sadece Mellelerin ekonomik ve sosyal durumlarının iyileştirilmesi anlamına gelmeyecek, aynı zamanda İslamî ilimler veren resmî eğitim kurumlarının güçlü bir alt yapıya kavuşmasını da sağlayacaktır. Bu çift yönlü kazanıma ulaşılabilmesinin en temel şartı, Mellelerin yürüttüğü faaliyetin otantik yapısına kesinlikle dokunulmaması, içerik ve metotlarına müdahale edilmemesidir. Sadece oralardan nasıl istifade edilebileceği düşünülmeli ve yürüttükleri faaliyetin kendi anlayış ve çizgisi içinde nasıl ileri boyutlara taşınabileceği konusunda Mellelerin önü açılmalıdır.

Bir diğer nokta da, sadece Doğu ve Güneydoğu’da değil Türkiye’nin farklı yerlerinde benzer faaliyetler yürüten kişi ve yapılar arasındaki iletişimsizliğin ortadan kaldırılabilmesi için yine onlardan müteşekkil sivil bir “çatı” yapının teşkili meselesidir.

Diyanet bütün bu faaliyetlerde istişari bir pozisyonu tercih etmeli ve “destekleyici” konumda olmalı, “işin sahibi” gibi bir görüntü vermemeli, meseleye böyle bakmamalıdır.

Ebubekir Sifil

Alıntı