Şeytanın, amelin sahih olup olmadığında şüpheye düşürerek vesvese vermesi


Açıklama: Şeytanın, amelin sahih olup olmadığında şüpheye düşürerek vesvese vermesi
Kategori: Vesvese
Eklenme Tarihi: 17 Mayıs 2010
Geçerli Tarih: 20 Kasım 2019, 14:24
Site: Araştırmacı Yazar Hakan Yılmaz Çebi Web Sitesi
URL: http://www.hakanyilmazcebi.com/detay.asp?haberID=44


Şeytanın amel cihetinde en çok verdiği ve kişiyi en çok muzdarip ettiği vesvese; “acaba amelim sahih oldu mu?” dedirtmek suretiyle verdiği vesvesedir.

       Bu vesveseye yakalanan kişilerin, saatler süren gusül abdesti aldıklarını, kıldıkları namazı defalarca tekrar ettiklerini, abdest alıp oturduktan sonra, “acaba şu uzvumu yıkadım mı?” diyerek, tekrar kalkıp abdest almaya gittiklerini çokça duymuşsunuzdur. Hatta namaza durup, niyet ettiklerinde bile, “acaba niyetim oldu mu?” diyerek defalarca niyeti tekrar ederler ve bir türlü namaza başlayamazlar.

       Bu vesvesenin 3 merhemi vardır:

      1. Merhem: Fıkıh ilmini bilmek ve bu sayede amelin ölçüsüne vakıf olmaktır. Zira bu vesvesenin gelmesinin en büyük sebebi; onun cehaletidir. Bu bölümde kişiyi en çok vesveseye düşüren amellerin, ölçülerini nakil edeceğiz ki, şeytan, amelinin sahih olup, olmadığı hususundan ona vesvese veremesin.


       2. Merhem: Ehl-i sünnet itikadında olan birisi, bu vesveseye yakalanmaya layık değildir. Zira Ehl-i sünnet itikadınca: Cenab-ı hak, bir şeyi emreder, o güzel olur. Bir şeyi de yasaklar, o çirkin olur. Yani; emir ile, güzellik, yasak ile de, çirkinlik tahakkuk eder. Yoksa bir şeyin güzel veya çirkin olması, o şeyin bizzat kendi zatına ait değildir.

       Mesela içkinin pis olması, Cenab-ı Hakkın onu yasaklaması ve ona pis demesinden ötürüdür. Suyun temiz olması ise; Cenab-ı Hakkın ona temiz deyip, helal etmesinden ötürüdür. Yada inek etinin helal olması, Allah'ın ona temiz deyip, helal etmesinden, domuzun haram olması ise Allahın ona pis deyip, yasaklamasından ötürüdür…
       Bunlar gibi, kulun bilgisi olmadığı için hakikatte kusurlu ve eksik olan bir amele, Allah güzel derse, o amel güzelleşir ve kabul edilir. Zira ameldeki güzellik ve çirkinlik, kulun bilgisine bakar ve ona göre şekillenir.

       Mesela, bir yolcu, eşyalarının arasında su olmadığını zannederek, namaz kılmak için teyemmüm etse ve namazını kılsa, daha sonra eşyalarının içinde suyu bulsa, bu kişi İ. Azam ve İ..Muhammede göre namazı iade etmez. Zira bu kişinin, suyun varlığına bilgisi yoktur. Bilgi olmazsa kudret te olmaz. Ve kudret olmazsa mesul de olunmaz…. Görüldüğü gibi, su varken teyemmüm alınamazken, kişinin suyun varlığından haberi olmadan teyemmüm ederek kıldığı namaz kabul edilmiştir. Bunun sebebi, güzellik ve çirkinliğin kulun bilgisine bağlı oluşudur. Kul, suyun varlığını bilmediğinden, hakikatte çirkin ve caiz olmayan bir amel, onun için güzel ve caiz olmuştur. Zira güzellik veya çirkinlik, amelin dünyaya bakan yüzünde değil, ahirete bakan yüzündedir.

        Bu sırdandır ki, siz abdest alsanız yada namaz kılsanız, halbuki abdestiniz veya namazınız eksik olsa, yada abdest ve namazı bozacak bir durum meydana gelse, ama siz bunu bilmeseniz, hem namazınız hem de abdestiniz geçerlidir. O halde sözün özü: İslamın zahirine uygun olarak işlediğimiz amele “Acaba sahih oldu mu?” diyerek, vesveseye kapılmamalıyız. Fakat, “kabul olmuş mu?” diyerek, gururlanmamalıyız.

       3. Merhem: Madem Dinde zorluk yoktur ve dört 4 mezhep haktır. O halde kişinin ameli bu 4 mezhepten birine uygun düşse, yeterlidir. Zira “amelden sonra taklit; caizdir.”

       Mesela, Hanefi olan bir kimsenin abdesti, vücudundan kan çıkınca bozulur. Şimdi bir Hanefi namazını kılsa ve namazı tamamlandıktan sonra, elinde kan görse, namazını iade etmesi gerekmez. Çünkü kan, şafilere göre abdesti bozmaz ve amelden sonra taklit caizdir. Ancak bu kanı namaz kılarken görürse, yada daha evvel kanadığını gördüğü halde, abdest almayı unutarak namazını kılmışsa, o zaman iade eder. Çünkü 1. durumda, kanın varlığından haberdar değildir ve namazını tamamlamıştır. 2 durumda ise daha namazı bitmemiştir ve kanın varlığını namazdan önce bilmesine rağmen kendi kusuruyla abdesti unutmuştur. Demek asıl olan; kişinin kusurunun ve bilgisinin olup olmadığıdır….

       Yine İ. Yusuf hamamda gusül abdesti alarak cumayı kılar. Sonra da kendisine; hamamın kuyusunda ölü bir fare bulunduğunu haber verirler. Hanefi mezhebine göre, o büyüklükteki bir kuyuda ölü fare suyu kirletir ve onun ile abdest alınamaz. Yani hakikat-i halde İ. Yusuf cuma namazını abdestsiz kılmış gibi gözükmektedir. Buna karşı İ. Yusuf der ki, “Şafi olan kardeşlerimizin görüşünü alırız. Onlara göre, su 15 teneke olursa, pislik taşımaz.”

       O halde biz, artık ameldeki vesveseyi atalım ve şeytana diyelim ki; “bizdeki bu vesvese hali bir zorluktur, hakikatin kendisine vakıf olarak amelin sahih olup olmadığını anlamak güçtür. Bu da dindeki kolaylığa zıt ve “din kolaylıktır” kaidesine uygun değildir. Elbette benim amelim bir hak mezhebe uygun gelir. O da bana kafidir. Hem ben aczimi itiraf ediyorum ki, ibadeti layık-ı vechiyle eda edemiyorum, bundan dolayı da Allaha yalvararak ve hatalarıma istiğfar ederek, merhametine sığınıyorum. Benim bu halim, kusurumun af ve, kusurlu amelimin kabul olunmasına inşallah bir vesiledir. Zira vesveseli kişi için, tövbeyi netice veren kusurunu anlamak, gurura kapı açan ameli güzel görmekten daha evladır.”

      Yani böyle vesveseli adam, amelini güzel görüp gurura düşmektense, amelini kusurlu görüp istiğfar etmesi daha evladır.

İlme Davet